logo

    Orta Doğu’yu “bilimsel mercek” altına alan akademisyenler yetiştiriyorlar

    – Türkiye’nin yanı sıra 20 ülkeden 36’sı yabancı uyruklu 90 öğrenciye yüksek lisans ve doktora eğitimi imkanı sunan Sakarya Üniversitesi Ortadoğu Enstitüsü, 29 akademisyenle Orta Doğu ülkelerini kültürel, coğrafi, iktisadi ve siyasi açılardan bilimsel mercek altına alıyor
    – Enstitü Müdürü Prof. Dr. Tuncay Kardaş:
    – “Parçası olduğumuz bu coğrafyaya eğer ilgi göstermez, doğru ve nitelikli bilgi üretmezsek başkalarının ajandası olmaya mahkum oluyoruz”

    SAKARYA (AA) – ÖMER FARUK ŞİMŞEK – Sakarya Üniversitesi (SAÜ) Ortadoğu Enstitüsü, uluslararası standartlarda yayın anlayışı, teorik ve saha çalışmalarında bulunan Türk ve yabancı uyruklu akademisyen kadrosuyla, dünya güçlerinin ajanda ve projelerini uygulama alanı olarak gördüğü Orta Doğu coğrafyasını her yönüyle bilimsel mercek altına alan geleceğin uzman akademisyenlerini yetiştiriyor.

    Kadrosunda 4’ü Orta Doğu ülkelerinden 29 akademisyenin çalışmalarını sürdürdüğü enstitüde, Almanya, Bolivya, Danimarka, Endonezya, Hollanda, Lübnan, Cezayir, Mısır ve Yemen’in de aralarında bulunduğu toplam 20 ülkeden 36’sı yabancı uyruklu 90 öğrenci, yüksek lisans ve doktora eğitimi alıyor.

    Türkiye Bilimler Akademisince (TÜBA) özgün, öncü ve çığır açıcı çalışmaları yapan bilim insanlarına verilen Uluslararası TÜBA Akademi Ödülü ile TÜBİTAK ödüllerine layık görülen kurum, uluslararasılaşma çalışmaları kapsamında İspanya’da Granada Üniversitesi ve Macaristan’da National University of Public Service ile Erasmus iş birliği çalışması yürütüyor.

    SAÜ Kültür Yayınları adı altında özellikle tercüme çalışmalarını okurlarla buluşturan enstitü, alanında klasikleşmiş ve en son çıkan yetkin kitapları da Türkçeye kazandırarak, Orta Doğu’ya ilişkin bilimsel olguya dayanan sağlık bir perspektifin oluşmasına katkı sağlıyor.

    Ortadoğu Enstitüsü bünyesindeki akademisyenlerce hazırlanan “Türkiye Ortadoğu Araştırmaları Dergisi” ve “Ortadoğu Yıllığı” ile de nitelikli bilimsel yayınları araştırmacıların ve okurların hizmetine sunuyor.

    Arapça, Farsça gibi bölge dillerinin yanında İngilizce, Almanca gibi kaynak lisanları eğitim için şart koşan enstitü, 2 yılda bir düzenledikleri, dünyanın dört bir yanından akademisyenlerin katıldığı konferans, kongreler ve sosyal medya çalışmalarıyla saha destekli bilgi üretimini kamusal faydaya dönüştürerek Orta Doğu hakkındaki negatif algıyı düzeltmeyi de amaçlıyor.

    Kapıları, üniversitenin diğer bölümlerinin yanı sıra halka da açık olan İbni Haldun Kütüphanesi bünyesinde yer alan İngilizce, Arapça ve Türkçe 10 bin eserle öğrenci başına düşen kitap sayısı 100 olan kurum, bilimsel bilginin kamu faydasına kullanılmasına özel önem veriyor.

    Kentte yaşayan vatandaşlara yönelik dil eğitimi, tanıtımlar ve çalıştaylar da düzenleyen enstitü, aylık konuşma serileri ve liseli gençlerle sosyal buluşmalar gerçekleştiriyor.

    – “Kurumu uluslararası platformlara taşımayı amaçlıyoruz”

    Ortadoğu Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Tuncay Kardaş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, temelleri 2014’te atılan enstitünün, Orta Doğu üzerine çalışma yapan Türkiye’deki tek müstakil enstitü olduğunu söyledi.

    Diğer enstitülerden farklı olarak yüksek lisans ve doktora düzeyinde eğitim verildiğini belirten Kardaş, “Orta Doğu ile ilgili ülkemizde genelde popüler, güncel bir bilgi üretimi stili var. Bu bir ihtiyaçtır, bunu inkar etmek zor ama bizim gibi kurumların Orta Doğu’yla ilgili bilimsel bilgiyi ortaya çıkarma sorumluluğundan hareketle çalışmalarımızı yürütüyoruz.” dedi.

    Kardaş, nitelikli yayın çalışmaları kapsamında uluslararası standartlarda “Web of Science” indeksi içinde yer alan dergilerde araştırmalarını yayınlatmaya çalıştıklarına aktararak, kurumu uluslararası platformlara taşımayı amaçladıklarını ifade etti.

    “Orta Doğu bataklığı, kan gölü…” gibi olumsuz imgeleri kırmak istediklerini belirten Kardaş, “Parçası olduğumuz bu coğrafyaya daha insani ve bilimsel yaklaşmanın yollarını arıyoruz. Bizden sonraki nesillerin muhakkak surette Orta Doğu’nun bir bataklık ve kan gölünden ibaret olmadığını görüp ilgi göstermeleri lazım. Parçası olduğumuz bu coğrafyaya eğer ilgi göstermez, doğru ve nitelikli bilgi üretmezsek başkalarının ajandası olmaya mahkum oluyoruz maalesef. Hiçbir zaman özellikle büyük güçlerin ilgisinin eksik olmadığı bu coğrafyaya biz sahip çıkmazsak başkaları çok daha başka yollarla sahip çıkabiliyor.” diye konuştu.

    Share