Zeki Müren’in vefatının ardından 23 yıl geçti

Zeki Müren’in vefatının ardından 23 yıl geçti

– Besteci, söz yazarı, yorumcu ve oyuncu Zeki Müren’in vefatının ardından 23 yıl geçti
– Sanat hayatında 600’ü aşkın plak ve kaset dolduran sanatçı, “Şimdi Uzaklardasın”, “Manolyam”, “Bir Demet Yasemen”, “Gözlerinin İçine Başka Hayal Girmesin” ve “Elbet Bir Gün Buluşacağız” gibi birçok sevilen şarkıya imza attı
– Boğaziçi Lisesi’nde müzik dersleri veren bestekar Şerif İçli ve Kadri Şençalar’ın derslerini takip eden Müren, lise son sınıftayken Şükrü Tunar’ın “Bir Muhabbet Kuşu” adlı eseriyle ilk plağını doldurdu
– Üniversiteye girdiği yıl TRT İstanbul Radyosu’nun açtığı ve 186 adayın katıldığı solistlik sınavını birincilikle kazanan Zeki Müren, 1 Ocak 1951’de İstanbul Radyosunda canlı olarak yayımlanan bir programda ilk radyo konserini verdi
– İlk sahne konserini de 26 Mayıs 1955’te veren, aynı yıl “Manolyam” şarkısıyla Türkiye’de ilk kez verilen Altın Plak Ödülü’nü kazanan sanatçı, 1976’da Londra’daki Royal Albert Hall’da konser vererek bu salonda sahne alan ilk Türk sanatçı oldu
– Zeki Müren’in vefatının ardından oluşturulan Türk Eğitim Vakfı (TEV) Zeki Müren Fonu’ndan bugüne kadar, 73 şehirde öğrenim gören 3 bin 31 kişiye burs sağlandı. Burs fonundan ayrıca 2018-2019 öğrenim yılı boyunca 231 öğrenci yararlandı

İSTANBUL (AA) – AİŞE HÜMEYRA BULOVALI – Türkiye’nin “Sanat Güneşi” olarak anılan sanatçı Zeki Müren, vefatının 23. yılında yad ediliyor.

Farklı tarzı ve duygulu sesiyle büyük bir hayran kitlesine sahip olan besteci, söz yazarı, yorumcu ve oyuncu Müren, Üsküp’ten Bursa’ya göç eden Kaya ve Hayriye Müren çiftinin tek çocuğu olarak 6 Aralık 1931’de dünyaya geldi.

Bursa’da Tophane Mahallesi’nde dünyaya gelen Müren, yaptığı bir açıklamada yaşama geliş hikayesini ve ailesini kendi sözleriyle şöyle anlatmıştı:

“Uludağ eteklerine ikinci kar çoktan düşmüş. Bursa, sıfırın altındaki gecelerinden birisini yaşıyor. Dedem Hacı Mehmet Efendi, göbeğim kesildikten sonra o güzel sesiyle minicik kulaklarıma ilk ninniyi söylemiş, ‘Oğlan oğlan boynuma dolan. Kolum sana yastık, saçlarım yorgan.’ Sabah ezanı okunurken, saat beşte dünyaya gelmişim. Rahmetli babaannem, ‘inşallah başarılı ve zeki bir çocuk olsun’ diyerek adımı Zeki koymuş. Ortapazar Caddesi’nde oturanlar, o sabah ebemin sevinç çığlıklarına koşmuşlar. Güzel sesli dedem Mehmet Efendi çok ünlü bir hafızdı. Her gün Şehadet Camisi’ne gider, ezan okurdu. O ezan okurken, herkes sokaklara dökülür, tüyleri ürpererek dinlerdi onu. Babam Kaya Müren ise, Bursa’nın en iyi giyinen erkeğiydi. Yaz-kış demeden ölünceye kadar o takım elbisesini ve kravatını hiç çıkarmadı. Babaannem, uzun beyaz entarisini üzerinden hiç çıkarmaz, saçları hep topuzlu dolaşırdı. O yüzden adı ‘Temiz Hayriye’ye çıkmıştı.”

Usta sanatçı, ilk musiki nağmelerini sesinin güzelliğiyle tanınan Şehadet Camii müezzini Bıçkıcı Mehmet Efendi’den duyarak, 3 yaşında şarkı söylemeye başladı.

Annesinin yardımıyla alfabeyi 5 yaşındayken öğrenen Müren, ilk ve orta öğrenimini Bursa’da tamamladı.

Yeteneği henüz ilk okuldayken öğretmenleri tarafından fark edilen Müren, ilkokulda bir piyeste çoban rolünü canlandırdı.

– İlk eserini 18 yaşındayken kaleme aldı

Müren, evinin bahçesindeki sardunyalı havuzun başında mahalleli için henüz çocukken ilk kez sahne almaya başladığını aktardığı bir konuşmasında, o günlere ilişkin şunları kaydetmişti:

“Ortapazar Caddesi’ne her yaz çadır tiyatroları gelir, boş arsalardan birine kurulurdu. Bayılırdım o çadır tiyatrolarına. Babama hep yalvarırdım, ‘Ne olur önden bilet al’ diye. Benim hatırım için evdekiler iki gecede bir çadır tiyatrosuna taşınırdı. Sahneye önce bir saz heyeti çıkardı. Ardından şarkıcılar sırayla sahne alırdı. Oturduğum yerden onlarla birlikte mırıldanır, şarkılar söylerdim. Hele hele çadırın assolisti çıktığı zaman nefesim kesilirdi, heyecandan yerimde duramazdım. Sahne kokusunu ilk defa çadır tiyatrosundaki şarkıcıları izlerken hissettim. Ne garip bir kokuydu o. Şarkıcıların süründükleri esans, yaptıkları makyaj, hatta sahnenin arkasındaki tuvaletten yayılan koku! Bu rutubetli kokuyu ciğerlerimin ta derinliklerine kadar teneffüs ederdim. Ben o günlerde koyu bir Müzeyyen Senar hayranıydım. Müzeyyen Hanım’ın evimizde her plağı vardı. Okul dönüşü o plakları dinler, sonra ilk dersleri almaya başladığım Bursalı tambur üstadı İzzet Gerçeker Beyefendi ile Müzeyyen Hanım’ın şarkılarını birlikte geçerdik.”

Ailesini ikna ederek lise eğitimi için İstanbul’a giden Müren, 1946’da İstanbul Boğaziçi Lisesi’nde yatılı eğitime başladı.

Usta sanatçı, “Zehretme hayatı bana cananım, Elemlerle doldu benim her anım, Kederimle yanıp sönse de canım, İnan ki ben sana yine hayranım.” adlı acemkürdi makamındaki ilk eserini 1949’da Bursa’da kaleme aldı. Eserin Suzan Güven tarafından TRT radyosunda seslendirilmesinin ardından, Müren müzikseverlerin dikkatini çekti.

Boğaziçi Lisesi’nde müzik dersleri veren bestekar Şerif İçli ve Kadri Şençalar’ın derslerini takip eden Müren, lise son sınıftayken Şükrü Tunar’ın “Bir Muhabbet Kuşu” adlı eseriyle ilk plağını doldurdu.

– TRT İstanbul Radyosu’nun açtığı sınavda birinci oldu

Zeki Müren, müziğin yanı sıra edebiyat ve resim sanatına da ilgi duyuyordu.

Yeşilçam’ın ünlü rejisörü Arşavir Alyanak’ın babası Agopos Efendi ile Udi Krikor’dan da dersler alarak musiki eğitimini sürdüren sanatçı, olgunluk imtihanlarını pekiyi dereceyle vererek, 1950’de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) girdi. Yüksek Süsleme Bölümü Sabih Gözen atölyesinden birincilikle mezun olan sanatçı, öğrencilik yıllarından başladığı desen çalışmalarını pek çok kez açtığı sergilerle sanatseverlerin beğenisine sundu.

Üniversiteye girdiği yıl TRT İstanbul Radyosu’nun açtığı ve 186 adayın katıldığı solistlik sınavını birincilikle kazanan Zeki Müren, 1 Ocak 1951’de İstanbul Radyosunda canlı olarak yayımlanan bir programda ilk radyo konserini verdi. Bu konserde kendisine eşlik eden saz ekibi arasında Hakkı Derman, Serif İçli, Şükrü Tunar, Refik Fersan ve Necdet Gezen yer aldı.

Müren, başarılı geçen ilk konserin ardından radyolarda düzenli ve birçoğu canlı olmak üzere 15 yıl eserler seslendirdi.

– Sinemaya 1954’te “Beklenen Şarkı” filmiyle adım attı

Sanatçı 1954’te “Beklenen Şarkı” adlı filmle ilk kez sinemaya adım atarken, bu filmde Türk sinemasının ilk kadın yönetmeni ve ilk kadın yıldızı Cahide Sonku ile başrolü paylaştı. Müren’in 10 bestesinin de yer aldığı müzikal film, sanatçıyı görmek isteyenlerin ilgisi sonucu gişe rekorları kırdı.

Müren, daha sonra sinema kariyerinde basamakları hızla çıkarak, 17 filmde başrol oynadı. Sektörde en yüksek rakamlı sözleşmelere imza atan sanatçı, 1955’te Arena Tiyatrosu’nun “Çay ve Sempati” adlı oyununda da başrol oynadı.

Genellikle oynadığı filmlere “Berduş”, “Hayat Bazen Tatlıdır”, “Altın Kafes”, “Bir Yaz Yağmuru” gibi kendi bestelediği şarkıların adlarını veren sanatçı, dönemin en popüler, aranılan sesi ve yüzü oldu.

– Royal Albert Hall’da konser veren ilk Türk sanatçı oldu

İlk sahne konserini de 26 Mayıs 1955’te veren, aynı yıl “Manolyam” şarkısıyla Türkiye’de ilk kez verilen Altın Plak Ödülü’nü kazanan sanatçı, 1976’da Londra’daki Royal Albert Hall’da konser vererek bu salonda sahne alan ilk Türk sanatçı oldu.

Askerliğini 1957-1958’de yedek subay olarak Ankara Piyade Okulu, İstanbul Harbiye Temsil Bürosu ve Çankırı’da tamamlayan sanatçı, ahenkli ve vurgulu ses tonuyla müzikseverler tarafından uzun yıllar boyunca sevilerek takip edildi.

Kendine ait gösterişli ve ilgi uyandıran kostümleriyle de hayranlarının beğenisini kazanan Müren, sahnede bütünlük oluşturmak amacıyla Türkiye’de ilk kez saz ekibini de bir örnek giydirmiştir.

“Sanat Güneşi” olarak anılan sanatçı, Maksim Gazinosu sahnelerinde aralıksız olarak 11 yıl Behiye Aksoy ile dönüşümlü olarak sahne aldı.

Sanatçının en sevdiği şarkı Selahattin Pınar’ın “Yalnız benim ol, el yüzüne bakma sen” eseriydi.

– 1991’de Devlet Sanatçısı unvanına layık görüldü

Sanat hayatı boyunca 600’ü aşkın plak ve kaset dolduran sanatçı, 1991’de “Devlet Sanatçısı” seçildi. “Şimdi Uzaklardasın”, “Manolyam”, “Bir Demet Yasemen”, “Gözlerinin İçine Başka Hayal Girmesin” ve “Elbet Bir Gün Buluşacağız” gibi birçok sevilen esere imza atan Müren, aynı zamanda kurallı  şekilde Türkçe konuşmaya özen göstermesiyle biliniyordu.

– Şiirlerini “Bıldırcın Yağmuru” adlı kitap ve kasetinde yayınladı

Sanatın birçok alanında başarılı yapıtlar veren Müren, 1965’te farklı zamanlarda yazdığı şiirlerini bir araya getirerek “Bıldırcın Yağmuru” adlı eserini kitap ve kaset olarak hayranlarının beğenisine sundu.

Zeki Müren, 1980’de Kuşadası’nda kalp spazmı, ardından da 1983’te Paris’te kalp krizi geçirdi. Sahnelerden uzaklaşarak Bodrum’a yerleşen Müren, son konserini ise 1984’te geliri antik tiyatronun restorasyonuna harcanmak üzere, Bodrum Kalesi’nde verdi.

Mal varlığını Türk Eğitim Vakfı ile Türk Silahlı Kuvvetleri Mehmetçik Vakfı’na bağışlayan usta sanatçı, Ajda Pekkan, Muazzez Abacı ve Muazzez Ersoy’la düetlerin yer alacağı 7 şarkıdan oluşan yeni kasetini tamamlayamadan, TRT’nin İzmir Radyosu Stüdyolarındaki canlı yayında 24 Eylül 1996’da kalp yetmezliği sonucu hayatını kaybetti.

Sanatçının cenazesi, Bursa Ulu Cami’nde kılınan cenaze namazının ardından Bursa Emir Sultan Mezarlığı’nda toprağa verildi.

– Doğum tarihi her yıl “Türk Sanat Müziği Günü” olarak kutlanıyor

Sayısız kurum ve kuruluş tarafından yüzlerce ödüle değer görülen sanatçının Bodrum’daki evi, vefatından sonra Kültür ve Turizm Bakanlığınca müzeye dönüştürüldü.

Zeki Müren’in vefatının ardından oluşturulan Türk Eğitim Vakfı (TEV) Zeki Müren Fonu’ndan bugüne kadar, 73 şehirde öğrenim gören 3 bin 31 kişiye burs sağlandı. Burs fonundan ayrıca 2018-2019 öğrenim yılı boyunca 231 öğrenci yararlandı.

TEV ve TSK Mehmetçik Vakfı tarafından 2002’de Bursa’da sanat üzerine eğitimler verilen Bursa Zeki Müren Güzel Sanatlar Lisesi yaptırıldı.

Sanatçının albümleri şöyle:

“Senede Bir Gün” (1970), “Pırlanta 1” (1973), “Pırlanta 2” (1973), “Pırlanta 3” (1973), “Pırlanta 4” (1973), “Hatıra” (1973), “Anılarım” (1974), “Mücevher” (1975), “Güneşin Oğlu” (1976), “Nazar Boncuğu” (1977), “Zirvedeki” (1977), “Sükse” (1978), “Kahır Mektubu” (1981), “Eskimeyen Dost” (1982), “Hayat Öpücüğü” (1984), “Masal” (1985), “Helal Olsun” (1986), “Aşk Kurbanı” (1987), “Gözlerin Doğuyor Gecelerime” (1988), “Ayrılık İşte (1989), “Karanlıklar Güneşi” (1989), “Şarkılar” (1989)”, “Dilek Çeşmesi” (1989), “Bir Tatlı Tebessüm” (1990), “Doruktaki Nağmeler” (1991), “Sorma” (1992).”

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM