Neden Hala Sınıftasınız?

Neden Hala Sınıftasınız?

Bazılarının aklına geliyor olabilir. Bu seçmeli dersler neden müfredatta yer alıyor, ne işe yarayacak diye.

Öğrenciler kendi istekleri doğrultusunda kendilerini daha rahat ifade edebileceği, akademik başarıdan ziyade sosyal yönlerini kuvvetlendirebileceği dersleri seçiyor ve o alanda ilerlemek ya da rahat etmek istedikleri dersi seçiyor. İşte bu derslerden biri olan Seçmeli Okuma Becerileri dersine giriyorum. Bu derste çocuklarla sessiz okuma yapıyor, okuduklarımızı özetliyor, yeri geliyor içerik hakkında konuşmalar yapıyoruz.

Bir gün okulda son iki ders 5-C sınıfına dersim vardı.  Sınıfa girdim, yoklamaları aldım. Masaya oturup hep birlikte sessizce okumaya başladık. Benim önümde İskender Pala’nın son kitabı ABUMRABUM var.

Bazı öğrenciler zevkle kitabını okurken bazıları ise sadece okuyormuş gibi görünüyor. Bunu bir öğretmenin farketmemesi zaten imkansız. Öğrencilerin üzerine çok gitmemek lazım. Çünkü zorla yaptırılacak bir şeyin zaten kimseye bir faydası olmayacaktır. Bu noktada öğretmene düşen görev öğrenciyi motive ve teşvik etmek olmalıdır.

Kitabın satırları arasında kendimi o kadar kaybetmişim ki zamanın nasıl geçtiğini anlamadım (Sanırım bu dersin en çok kendime faydası var). Son ders zili çaldı. Öğrenciler sanki kader mahkumu misali kodesteki sayılı günleri bitmiş gibi bir sevinçle hızla sınıfı boşaltmaya başladılar. Eşyalarını toparlayanlar hızla sınıftan çıkıyorlar. Öğrenci de haklı. 7 saat boyunca belki de bazen kendisini hiç cezbetmeyen bir ortamda kalmaktan bıkıyor.

Ben ise kitaptaki bölüm sonunu getirmek için sandalyemde oturuyor, göz ucuyla da sınıftaki hareketliliği takip ediyorum.

Bu sırada bir öğrencinin sessizce masanın yanına kadar gelip beni izlediğini farkedememişim.

Sessizce “Öğretmenim” dedi.

“Buyur kızım.” dedim.

“Siz sınıftan çıkmayacak mısınız daha? Neden hala sınıftasınız?” dedi.

Bir an afalladım. İçimden “Allah Allah bu kız neden şimdi böyle sordu ki?” diye düşünüyorum. Zihnimde bir cevap bulmaya çalışıyordum.

“Ne oldu ki kızım, gitmemi mi istiyorsun?” diye sorunca.

“Hayır öğretmenim. Diğer öğretmenlerimiz zil çalınca hemen sınıftan çıkıyorlar. Siz hala oturuyorsunuz merak ettim sadece.” dedi.

Ben de “Sayfamı bitirip çıkacağım.” deyince şaşkın bir ifadeyle masadan uzaklaştı.

Bir öğrenci neden böyle bir soru sorardı ki? Kendi kendime düşününce şöyle bir kanıya vardım. Öğretmenin tek görevi sınıfa girip dersini anlatıp çıkmak olmamalı.  Asıl görevi öğrenciye örnek olmaktır. Bir öğrenci dersini herkesten her yerden alabilir ama örnek alabileceği insan sayısı çok fazla değildir. Örneğin, zil çalar çalmaz öğrencilerin sınıftan hızla çıkması belki de öğretmeninin davranışını örnek almaktı.

Öğrenci, öğretmeninin her anını video kaydına alıyor. Zihnine yerleştiriyor. Öğretmeninin oturması, kalkması, gülmesi, konuşması, yürümesi kısacası her şeyi öğrencinin gözü önünde gerçekleşiyor. Bu sebeple de öğretmen yaptığı işlere, hal ve davranışlarına, konuşmasına gülmesine, oturuşuna dikkat etmeli.

Bu yüzdendir ki iyi bir nesil yetiştirmek, gönüllerde yer almak istiyorsak örnek alınabilecek insanlardan olmalıyız…

 

 

Ubeyde ALKAN

Eğitimci Yazar

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

1 Yorum

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM